We need a new reading... A new reading of 1917...

1917 TV

Loading...

Tuesday, August 31, 2010

TÜRKİYE’DE TRAVESTİ OLGUSU: TOPLUMSAL GERÇEKLİĞİN ACI YÜZÜ



TÜRKİYE’DE TRAVESTİ OLGUSU: TOPLUMSAL GERÇEKLİĞİN ACI YÜZÜ
Niko Stelgias
‘Kapa’ Dergisi – Kathimerini (Kıbrıs) 29-8-2010
Özel Röportaj

Ölümü bekliyor. Yalan dünyada sayılı günleri kaldı. Taksim’de ucuz bir otel odasındaki yatağına mahkum. Birkaç dostları hep yanı başında. En zor anlarında yanında bir tek onlar var. Çok küçük yaşta kendisini ‘ölüme’ mahkum eden bir ülkede kanserle mücadele veriyor.

Türkiye’nin yaralı yüreği İnci… Emin ol ki bu olumsuzlukların nedeni sen değilsin… Genç yaşta öz cinsel kimliğini keşfetmen bir hata mıydı, Allah aşkına? Bu dünyaya erkek olarak gelmişsen bu senin hatanmıydı? Sen bir bayanın vücudunda yaşantını devam ettirmeyi seçtin. Selam olsun senin cesur yüreğine! Sen aşık olmayı denedin. Erkek giysilerini terk edip bayan giysilerini seçtin. Cesurca sokağa çıkıp mahallenin en yakışıklı oğlanına tutuldun. İlkin ailen, sonrasındaysa toplumsal çevren senin yadırgadı ve sindirmek istedi. Yılmadın İnci… Sen her zaman başı dik yürümesini bilen bir insandın. O başı hep dik tuttun. İstanbul’un bir köşesinde toplumsal bataklığın ağlarında yaşam mücadelesi verdin. Seçim şansın yoktu. Az sayıdaki arkadaşların gibi yaşam mücadelesine atıldın.

Sayısız erkeğe orgazmın ne olduğunu öğrettin. Belki de bir çok apoletli insan, toplumsal klasmanda üst sıralardaki birçok şerefli aile babası cinsel tatmini senin yatağında buldu. Ama gel gör ki artık sen yatağında kanserle yalnız başınasın. Kanser benliğine işlemiş İnci… Ancak gel gör ki bizim ülkenin hastaneleri seni kabul etmiyorlar. Yeşil kartın yokmuş!... Ankara cebinde yüklü miktarda parası olmayanların suratına hastane kapılarını kapatmasını iyi bilir. Ve sen İnci, İstanbul’un travesti, çökmeye yüz tutmuş, ucuz, rutubetli bir otel odasında ölümle dans ediyorsun…

Travestiler: Türkiye’nin yadsınan sosyal yüzü

İnci ve onun gibi yaşamını travesti olarak sürdürmeyi seçmiş olanlar Türkiye’de birçok sosyal sorunla karşı karşıyalar. Travestiler hem zamanla hem mekanla hem de Türkiye’nin ikilemleriyle boğuşuyorlar. Genç yaşta öz cinsel kimliğin dışa vurumu aile ve toplumsal ortamda yadsınmayla bir oluyor. Çoğu zaman bu dışlanma genç yürekleri cinsel sömürü kanizmaların çarklarına itiyor.

Türkiye toplumu travesti olgusunu görmezlikten gelerek yaşantısını sürdürmeyi yeğliyor. Ne var ki bu olgu son yıllarda büyük kent merkezlerinde toplumsal yaşantının birçok açılımında izini bırakmış durumda. Türkiye vatandaşı travestilere korku ve kin duygularıyla yaklaşıyor. Türk eğitim sistemi ön yargılar üzerine inşa edilmiş durumda. Bu sistem birçok sosyal olguyu öteliyor ya da daha doğru bir terminolojiyle ötekileştiriyor. Genç beyinlerin çoğu susmak yerine kendilerini ifade etmeyi seçtiklerinde de şiddete başvuruyorlar. Bu durum travesti olgusu için de geçerli. Öte yandan, cinsel tatminsizlikle mücadele veren birçok Türkiye erkeği soluğu İnci gibilerin yataklarında alıyorlar. O yataklarda dışa vurumu imkansız cinsel istemlerin keşiflerine çıkılıyor.

Son dönemlerde şiddetten –fiziksel, cinsel ve toplumsal- bıkan travestiler sokaklara dökülüp insanca yaşama istemlerini dışa vuruyorlar. ‘Müşterilerin’ sadist yaklaşımları canlarına tak etmiş durumda. Polis onların şikayetlerini görmezlikten geliyor. Zaten polis karakollarında yapılan şikayetler çoğu zaman memurların uyguladığı şiddetle sonuçsuz kalıyor. Tüm bunlar 2010’un Türkiye’sinde yaşanıyor. Benim ülkemin aileden sorumlu bakanı eşcinselliği hastalık olarak tanımladı ya… İşte o ülkede…

Kayda geçiril(e)meyen modern Türkiye tarihinden kesintiler

İnci’nin yaşam mücadelesi verdiği bir dönemde, Duygu İzmir’in sokaklarını arşınlayıp ‘müşteri’ arıyor. Ufak bir bütçeyi denkleştirmesine az kaldı. Bir miktar parası olur olmaz soluğu Almanya’daki ağabeyinin yanında alacak. Yeni bir hayat onu bekliyor. Ülkesinde aile ve toplusal ortamda bunalmış vaziyette. ‘Ülkemden giderken arkamda bıraktığım için üzüleceğim hiçbir şeyim yok’, diyor acı dolu bir yüz ifadesiyle…
Duygu hayata Abdullah ismiyle erkek olarak geldi. Eskiden ailesi Diyarbakır’ın –nam-ı diyar Diyarbekir ya da Amed- bir köyünde imparatorluk döneminden beri alışılageldiği üzere hayvancılıkla uğraşırdı. Abdullah on çocuklu ailenin en küçük evladıydı. Ergenlik yıllarını köyüne yakın bir kasabanın yatılı okulunda geçirdi. O yıllarda edebiyat hocasının şiddetine maruz kaldı. Tek suçu 13 yaşındaki Kürt asıllı bir evlat olarak bu toprakların ana dillerinden bir tanesi olan Türkçeye tam olarak hakim olamamaktı. Yenilen ilk dayak dönemini PKK’nin acı dolu ilk dönemleri izledi. Abdullah’ın köyü ve evi yerle bir oldu. Ailesi tek çareyi muhacerette yani göç yolunda buldu. O ve bir erkek kardeşi Diyarbakır’da kalmayı yeğledi. Sonra dağın yolunu tuttu. Kuzey Irak’ın bir dağında, bir askeri kampta bir erkek vücudu üzerinde Abdullah hayatında ilk defa öz cinsel kimliğini keşfetti. Abdullah seviştiği ilk erkeğe gönlünü kaptırdı. İkisi de antimiliter yaklaşımlara sahipti. ‘Sevişmek dururken savaşmak ne diye’, sormuşlardı cesurca kendi kendilerine o dönem. Bu nedenle iki genç aşık askeri kampı terk ederek soluğu İstanbul’da aldılar. İstanbul’da onlara kapısını açan tek ev bir travestinin sığınağıydı. Orada açlıkla mücadele iki genci fuhuş batağına sürükledi. Abdullah ilkin ismini değiştirdi. Duygu ismini seçti. Zamanla bayan giysilerini beğenir oldu. Aralıksız çalışıp para kazanma hırsına kapıldı. Ve o dönem sırılsıklam aşık olduğu genç, kısa bir zaman zarfında fuhuş batağında pes edip ona elveda dedi. Tekrardan dağın yolunu tuttu.
Şimdilerde Duygu yaşamını İzmir’de tek başına sürdürüyor. Her akşam birden fazla müşteriyle birlikte oluyor. Avrupa hayalini gerçekleştirecek olan para uğruna bir çok cinsel isteme boyun eğiyor. ‘Buradan kaçıp kurtulacağım’, diyor ve ekliyor: ‘Almanya’da bana sırtını dönmeyen bir erkek kardeşim var. Ona sığınacağım. Yabancı ellerde karşılaşacağım olumsuzluklar umurumda değil. Tek bir dileğim var. Yıkık dökük bir otelin rutubetli odasında ölmek istemiyorum. İnsan onuruyla ölmek istiyorum. Benim vatanımda bu imkansız…’

İnci’nin hayat mücadelesi verdiği, koca bir toplumun çok acımasız bir toplumsal gerçekliliği görmezden geldiği bir dönemde Duygu umut dolu gözlerle bizlere İzmir’den selam ve muhabbetini gönderiyor…

Kıbrıs’tan Türkiye’nin cesur yüreklerine selam olsun!...

No comments:

Post a Comment